… şubattan sonra

… şubattan sonra  ‘’Dünya Erkekler Günü’’nü kutladık o kadının !

Kürekten fırlayan özgür toprak parçaları, kürekten fırlamasalar ve Mehmet Ağabeyimin sadece burnunun belirginleştiği beyaz bir bez parçasının üzerine gelmeseler dans ediyor derdik rüzgardan.

Şöyle, şöyle başladı diye anlatmak lazım hikayeyi ama hangisini bilemedim. Özlem Ablamınkini mi yoksa Mehmet Ağabeyiminkini mi yoksa dokuz yaşında yaşama kök salmak için adı konulmuş Çınar’ınkini mi ?  Hiç ba ve ba hecelerini yan yana getiremeyecek Yaprak’ınkini söylemiyorum bile… Hangisi başlıyor,hangisi bitiyor bilmiyorum. Sınırların işe yaramadığı anlardır duygular zaten.

Şubatın biri !

Ne anlamsız, cümle bile olamayan ad tamlamasından ibaret bir tarih. Üstelik tam bile değil. 01.02.2016.Sonuna nokta konulmaz değil mi sevgili dil bilimciler? Yanlış biliyorsunuz. Konur .Bazı tarihlerin sonuna ‘’nokta’’ konur.

Şubatın biri !

Çalan sıradan telefon sesi. Öyle acı bir ses falan değil. Bilmem kaçınca senfoni. Fakat annemin durdurulamaz kalp sesi…Ağzından ise çıkan üç soru cümlesi belki. Ne? Nasıl? Dur Özlem , durabilir misin kızım?  Dur Özlem !

      Özlem

Dur durak bilen bir sözcük mü sorarım size. Bilmez değil mi? Bilmiyor da zaten “Özlem” dinmek bilmiyor. Acıyor, acıtıyor, ağlatıyor, bağırtıyor ve çoğu zaman bunları sessizce yapıyor. Ah çekilmiş bir ad; Özlem. Gerçekten bilmeyen ne çok şey yazıyor  ‘’özlem’’ e. Bilen de susuyor galiba. Susuyor, dalıyor, rakı falan içiyor, martılar yalan, çocuklara dalıyor. Affan Dede’yi arıyor mesela.

Şubatın biri !

Özlem Ablam  ‘erkek oluyor.

Kadın olacak yaşta  Özlem Ablam çalan telefonla kocasının, Çınarın ve  Çınar’ının Yaprak’ının babaları olan ve herkesin ağabeyinin , neşesinin  kocaman yastık  olan göğsündeki küçücük   bir organın ‘ kriz’ geçirdiğini söylüyor. “Nokta”.

Şubatın biri !

Avcumuzdan bile küçük bir organın “kriz” anı. Damarlar, sıkışmalar, pompalamalar, hücreler, organlar daha bilmediğim bir sürü tıbbi terim…

Peki ya ailesine yemek yaparken  güzelken, güzel şeyler yaşarken, Çınar’ın birkaç aylık  Yaprak’ı için çorba karıştırırken, özlemin sılası olmuşken, büyükken, sevmişken, çok sevilmişken, her hassas kalp gibi ‘’kürk’’lere bile üzülmüşken, dört nala sevmeleri uygun bulmuşken bu yaşamda ‘’kriz’’ de neymiş diyemedi doktor…

O tarihe nokta konuluyor işte. Ve ve Özlem Ablam Erkek erkek oluyor. Çınar’ın ve Çınar’ın Yaprak’ının “babası” oluyor. Çok oluyor Özlem Ablam. Ölen şeyler çoğalır mı bilemem hani çiçek olma hikâyesi duyduk ya ağzımızın deli gibi açıldığı Eşkıya zamanlarında… O zaman sormuştuk bu soruyu. Ölen büyür mü, ölen çoğalır mı?

Şubatın biri !

Ölen çoğalıyor. Özlem Ablam ‘’erkek’’oldu. Erkek de olmadı sadece  otuzlu yaşta ‘’baba’’oldu. Dokuz kardeşli Mehmet ağabeyimin tüm yeğenlerine “dayı” oldu.

  Sonrası mı? Her nefes alan canlının Cemal Süreya sözleri gibi… ’’Sonrası iyilik, güzellik.“

Çok sevgili kadınlar, özellikle ‘’erkek’’ olanlar. İnsanlar, çocuklar belki… Adı her neyse ama insanca konuşmaya çalışanlar… Belki de Mart ayı hemcinslerim demeliyim. Doymaya doyamamış hemcinslerim en güzel en yürekli olduğunuz anlarınız çoğalsın. Birileri ölmeden bir şeyler ölmeden çoğalabileceğimiz anlarımız olsun. Bir ’’Çınar’’ büyüsün mesela gökyüzünde ve güzel gönüllerinizde …

… şubattan sonra. Sevgiler.

Gizem Aydoğan

TOP