Edebiyatist Dergisi Yazısı

Edebiyatist Dergisi Yazısı

 

‘’Dayı’’ böyle isim olur muydu? Yaşlı balıkçı kendi adını unutmuştu bence. Soranlara bana ‘’dayı’’ derler diyordu. Adı oydu onun artık. Kimseye de garip gelmiyordu… – Ben hariç –

Güneş; batmak üzereydi ve o naif gösterişsiz turuncumsu ışığını kendine hayran olunacağından çok emin bir eda ile sergiliyordu. Limanda ben deyim yirmi siz deyin otuz tekne vardı. Hepsinde gururlu birer ay yıldız dalgalanıyordu. Az ileri az geri dans eder gibi salınan tekneler aralarında dedikodu ediyorlardı kesin. – Biri hariç –

Sonra tüm bu romantizmi bölen ses duyuldu.

-Aga, balık taze mi? diye son derece masum görülen bir soru sordu yabancı. Ne bilsin burada küfür sayılacağını. Dedim ya yabancı. Küçük bir kasabada yaşamıyorsanız her şey size yabancılaşır, siz her şeye yabancı oluverirsiniz. Alışmak zorunda değilsiniz belki oradaki kurallara ama alışmak istiyorsunuz işte. Eğer bir yabancıysanız isteyeceksiniz benden söylemesi… – Birkaçınız hariç –

Bir önceki günü tarihe gömmüş önceki günden sadece ‘’masumiyet’’ taşıyan bir kasaba burası. Şehrin yükünü sırtınıza haftalarca kambur etmişken yol üzerinde toprak yoldan sapanların hikâyesinde yer alan küçük bir balıkçı kasabası… Balıkçıların yanından denize atladığınız, kestane batınca ayağınıza bağırmadığınız, güler yüz gösterdiğiniz her yerde sanki bir aynaya baktığınız, çocuğunuzu göğe, suya, dayıya, doktora, taşa, toprağa, emanet ettiğiniz bir yer. Ne kadar uzak geliyor karışık ‘’insancık’’ ların yaşadığı şehirli insanlara değil mi? – Sen hariç –

-Aga, dedim… Balık taze mi?

-Tazedir efendim, dedi ‘’Kısmet’’ teknesinin sahibi. Ona sorsanız dünya fani, her şey kısmet. Söylese de olur söylemese de eğer satılacaksa o balık, gidecekse ‘’A’’ üniversitesinde okuyan kızına o para; yani ‘’ kısmetse olur.‘’ Maksat selam almaktı, maksat selam vermekti.

-Hep öyle dersiniz zaten, kaç para kilosu? Anlaşılan yabancı fazla yabancıydı. Soru sormuyordu ‘’şu paradan şu kadar ver’’ diyordu katlanan gıdasının üzerindeki ince dudağıyla. Ha-şa şehirli insan profili çizmiyorum, aşağılamıyorum. Sadece yabancılıyorum. – Şehirliler hariç –

Dayanamadı bizim ‘’dayı.’’ Var zaten o isimde bir b..luk.

Selamun Aleyküm yabancı . Otur iç bir çay, doktoru çağıracağım. Balıkların tazeliğine baksın. İçin rahat git.

Kem kümle alınan selamın sersemliğinde ve kendinde hüküm sürebilecek bir yaşanmışlıkla karşılaşmanın sarsıcılığıyla oturdu çay içmek için. Çay mı? Sıcaktan yanıyordu zaten ama esiyordu be burası, içilirdi herhalde. Soramadı ki ‘’doktor mu ?’’ nasıl yani bu işin uzmanı bir doktor vardı, bunu okumuştu ve gelip taze mi diye bakıyordu. İşi bu muydu? Bundan para mı kazanıyordu? Doktor mu? İkinci çayın geldiğini bile fark etmemişti yabancı. Şaşkındı. Sevmemişti bu durumu. – Çay hariç –

Sahne sırası doktorundu artık. Kocaman ağzından yayılan salyamsı ıslaklık, kısılmış gözler, kısmen baygın bir ifadenin suratına sinmişliği içinde aheste aheste yürüyordu. Çok kirli gibi görünüyordu oysa gayet temizdi. Kuyruğu çok uzun değildi, evet kuyruğu dedim.’’ Doktor’’ ihtiyar bir köpekti. Yalan yok ürkütücüydü biraz. Benden çok görmüş geçirmiş gibi. Alaycıydı belki.

Yabancı sanki tiyatro seyrediyordu ya da elemeye çıkarılan, bir sonraki bir sonraki tura geçecek mi diye düşündüğü bir yarışmayı takip ediyordu. Dayı, attı önüne kasadan iki balık. Doktor o kadar yavaştı ki çayın her hüpürdenişi yankılanıyordu havada. Birkaç koklama ve balıklar midede. Görülen tek şey salyalı dilin tüylerde bıraktığı ıslaklık…

Yabancı şaşkındı fakat üzerindeki görünmez iplerden kurtulmak için bir hamle yapacak oldu:

-Peki, ben,… cümlesi tabi ki bitmedi. – Soru işareti hariç –

Sağ göz kenarında belirgin sekiz çizgisini iyice belirginleştiren o göz kısma hareketiyle elini kaldırarak ‘’Dayı’’ sonra tüm yaşamın ritmine, o kasabada durmuş değil akan zamana ahenkle eşlik etti kaldırdığı eli. Yavaş ama her şeyi yok eden inişiyle rüzgarın ‘’buyurun ne demek’’ deyişiyle devam etti belki üç kere. Sakin, sakin, sakin dedi yabancıya hiç konuşmadan.

Sol kaşını kaldırdı ve bilmem kimin yeri olan restoranttaki çırağa ses etti. Etti mi kimse de anlamadı ama. Etti işte. Çırak buzluğu açtı dünden kalan en dipteki iki balığı aldı ve attı doktorun önüne. Doktor durdu başını az aşağı eğdi. Sonra kaldırdı başını iki yana salladı. Tüm karizmasıyla arkasını döndü. Duyulan son ses yabancının sesiydi.

-İki kasa balık kaptan. – Doktorun seçmedikleri hariç –

Gizem Aydoğan

TOP